18 Haziran 2017 Pazar

Ceymi, yemek yapıyorsa piyasa yorumu da yapabilir mi?

"Stand up Ekonomi" yaptığımızı duyan Knidoslular, "Gösterileriniz için tiyatromuz her zaman emrinizde," diyerek davet etme nezaketi göstermişler.
Büyük tiyatroları seviyorum aslında. Gösterilerimiz seyircisiz olsa da büyük tiyatro her zaman daha iyidir. O nedenle teklifi hemen kabul ettim.
Gösteri için tiyatroya doğru yürürken antik kentte kazı yapan bir ekibe rastladım. Ekip şefi, hala kentin toprak altında su yüzüne çıkmayı bekleyen çok fazla kısmının olduğunu söyledi. "Praksiteles'in Çıplak Afrodit heykeli de buradaymış," dedim. "Kaidesi hala şu karşıdaki tepede," diye yanıt verdi ekip şefi. "Gerçekten çok heyecan verici," dedim. "Size bundan daha heyecan verici bir şey söyleyeyim o halde," dedi ekip şefi ve devam etti: "Sezarın Brutus tarafından öldürüldüğü gün Sezar'ın Knidoslu bir dostunun yazdığı mektup eline ulaşmış. Sezar'ın o mektubu okuyamadığı söylenir tarihte; okuyabilseymiş cinayetten kurtulabilirmiş. Mektupta kendisine suikast düzenleneceği yazıyordur çünkü. İşte, o mektubu yazan kişinin mezarına ulaştık. Henüz resmi açıklama yapmadık."
Herhalde tarihe gerçekten önem verseydik, yarın sanat tarihçileri ve gazeteciler Knidos'u sarmıştı. Çok şükür, böyle olmayacak. iRRasyonel'in muzip laflarındandır deyip geçilecek.
Neyse, tiyatroya vardık, artık gösterimize başlayabiliriz. Ne de olsa gelmeyen binlerce seyirciye saygısızlık etmemek gerekiyor.
Ekonomi tuhaf bir bilim dalı asında. Yemek programlarına benziyor biraz.
Gastronomi... Yiyeceklerle mutluluk yaratma sanatı.
Ekonomi de artık gastronomi gibi... Sözcüklerle parasal mutluluk yaratma sanatı.
Yemek yemenin artık bir bilimi var. Yıllarca bilimden habersiz indirmişiz kebapları, tatlıları...
Ters bir şey olmaz inşallah...
Gastronomi bilimine göre insanın yemek yemesinin üç yolu varmış. İlk yöntem geleneksel olan, atadan kalma tariflerle yemek yeme. Amaç kendini memnun etme. Tıksırıncaya kadar kebapları götürürsün, sonra da kedi gibi yayılırsın. Önemli olan mideni yemekle doldurmaktır.
Yeni aldığı Doblo'yu piknikte mangal yakarak kutlayan amcadır bu tip. E-5 yanı, Florya sahili...
Eskiden ekonomi de bu tür bir ekonomist türünün hakimiyeti altındaydı. Demode ekonomi teorileri, karmaşık matematikli formüller... Birini anlayayım desen bir hafta hasta yatardın.
Doblo'sunu mangalla kutlayan amca gibi bir tek o teoriyi bilen ekonomist mutludur. Amca çevreye ne zarar verdik diye düşünmez.
Ekonomist de ekonominin mangalını yeller durur: Bütçe açığı, dış ticaret haddi, istihdamın doyma noktası, falan filan.
İşte, belki de tarihe yön veren mangalın dumanından rahatsız olan o yandaki adam olmuştur. Eğer Doblolu amcanın kendinden emin hali galip gelmiş olsaydı, her şey değişmeden kalabilirdi. Ama kendilerini güvende hissetmeyen mangal dumanından rahatsız olan yandaki gergin ve yalnız insan halinden hiç hoşnut değildi.
Böylece yemek yemenin ikinci bir yolu icat edildi. Yemeği duyuları okşamanın bir yolu olarak görmek. Mum ışığında baştan çıkarılmak.
Karmaşık formüllerin sıkıcılığından bunalan ekonomistler de o dönemlerde finansı keşfetmişlerdi. Ekonomik teorilerdense borsalar ve hisse senetleri daha çok keyif veriyordu. Spekülatif piyasaların mum ışığında baştan çıkmak ve çıkarılmak harikaydı. Borsaların yarattığı atmosfer herkesin gözünü kör etmişti.
Adete ekonomiye bir Emine Beder dokunuşu gelmişti. O tombul parmaklarıyla, harcı yoğuruyor, yemeği pişiriyor, sofrayı hazırlıyor... Bıraksan zeytinyağını bile ağaçtan zeytinleri toplayıp kendisi yapacak... Ya bismillah deyip...
Yemeğin tadından çok yemeğin yapılışının zevkli olduğunı keşfediyorduk.
Aynı tarihlerde bizim ekonomistler de, borsalar ve hisse senetleri aracılığıyla şirketlerin sıkıcı yapısını zevkli bir hale getirmekle meşguldüler. İnsanları bu haz verici yatırıma yöneltecek bir ekonomist türü belirmişti. Gazetelerde, dergilerde, analizlerle hisse senedi pazarlayan ekonomistler.
İnsanların yemeği yenen bir şey olarak görmemeleri gibi yatırımcılar da ekonomiyi anlaşılması gereken bir şey olarak görmemeye başlarlar; önemli olan para kazanmaktır artık.
"Tandırı Konya'da yiyecen, abi," ya da "Ciğer Edirne'de yenir, hemşerim," gibi bilgileri öğrenen insan tipi ö dönemlerde ekonomide de hakimdir. "Amcaoğlu, tüyo aldım, herkes bu hisse senedine giriyor," ya da "Malı götürdük, enişte, arabayı satalım, yatıralım şu hisseye," gibi.
O Doblolu mangalcı amca yoktur artık. Dumandan rahatsız olan yandaki genç arkadaş, "Ben yemek yapıp yiyorum, istersen sen de yapıp yiyebilirsin," demektedir. Sakin bir hayattan umudu kesmiş insan tipidir bu. Şımartılmaya ve sürprizlere özlem duyan, muzip, kinik ve ironik olmakla farklı bir mutluluk türü arayan bir tiptir.
"Abi, tahtaya baktım, herkes veriyor benim kağıdı, onlar verdi ben aldım, onlar verdi ben aldım; meğer şirket çoktan batmış, haberim yoktu, yoksa büyük para kaldıracaktım..."
Fakat bir süre sonra mangal dumanından rahatsız olan bu yalnız adam yüzeysel mutluluk ile mutsuzluk arasında gidip geldiğini fark eder. Nüktedanlık ve aldırışsızlık gına getirmiştir. Artık yeni bir özlemi vardır: Hayata, kişisel ve özgün bir katkıda bulunmak.
Tüyo vermek adına analiz yapmaktan bıkan ekonomist türü de yaratıcılık denen mutluluk arayışına yönelmiştir. İşte, her şey o anda başlar: Ceymiyle kırk dakika!
Buluş ve ilerleme mangalcı amcaya da mangaldan rahatsız olan yalnız gence de dur demiştir. O ana kadar hiç yan yana gelmemiş düşünceler arasında bağlar kurulmaya başlanmıştır. Yaratıcı olmaya heveslenen insanlar için artık yeni bir dünya başlamıştır.
"Kavunumuzu kızartıp salatamıza koyuyoruz. Mmm, çok lezzetli bir kavun salatası yapmış olduk böylece."
"Ülen, belasını sevdiğim Ceymi, hiç ağız tadına uydu mu?" diye düşünüyorsanız çok üzülürsünüz. Dünyaya daha maceraperest bir ruhla bakma zamanınız çoktan gelmiştir çünkü.
Yaratıcılığın rüzgarlarında kavrulan bizim ekonomist ise artık piyasa yorumcusu olmuştur. Bu piyasa her ne ise, tıpkı Ceymi'nin yaptığı gibi, hiç yan yana gelmemiş düşünceler arasında bağlar kurmakta uzmandır.
"Tabi, Fed'in faiz arttırma kararı, piyasalarda çalkantı yaratmış olup bankaları, esnafı ve Ayşe Teyzeyi etkilemiştir."
Bankalar, esnaf , Ayşe Teyze. Şimdi bunların hepsi yerini bilmedikleri Amerikan Merkez Bankasının kararından mı etkilendiler?
Tabi tabi. Yedi Yumuşak G Kapitalden Araştırma Müdürü Okşan Hanım az önce Penbe Panter ile Piyasa Günlüğü programında böyle söyledi.
Yapılan şey yaratıcılık adı altında bir çeşit pornodor: "Ohh, nefis, harika, biraz da şundan koy!.."
Ceymi, ağzını yediğim, çiğköfteye bal mı konur?
Haha...
Mesela bazı yemek tarifleri basittir.
"Hanımlar bugün Çin usulü portakallı ördek yapacağız. Bunun için gerekli malzemeler: Bir kutu Çin usulü portakallı ördek. Yemeği kutudan çıkarıp baharatları ekliyoruz. İşte bu kadar. Çin usulü portakallı ördek yapmak ne kolaymış di mi hanımlar?"
"Okşan Hanım, Ayşe Teyze Fed'in faiz artışından nasıl korunmalı?"
"Penbe Hanım, Ayşe Teyzenin tasa yapmasına gerek yok. Oldukça kolay şekilde korunabilir. Amerika kısa vadelilerinde kısa pozisyon alıp dolar teleyi şortladı mı endişe duymasına hiç gerek yok. Tabi, tahvil için sidieslerde de uzun pozisyonu mutlaka atlamaması gerekiyor."
"Aaa, o kadarcık mı güzel kızım, aptest alıp hemen geliyorum evladım."
Ceymi ile muhteşem tatlar!.. Ceymi, malının kıymetini bilen bir arkadaştır: "Şimdi tenceremizi alıyoruz, ocağımızın altını açıyoruz, masamızın üstünden meyvelerimizi getiriyoruz."
Ceymi her şeyin sahibidir adeta. İyelik ekleri miz, muz olmadan yaşayamaz.
İpim, kuşağım...
Hayır, çok kötü, iyelik bana göre değil.
"Okşan Hanım, piyasalarımızı bu hafte ne bekliyor?"
"Penbe Hanım, piyasalarımız pozitif görünüyor. Borsamız gayet iyi, hisse senetlerimiz de bu olumlu havadan etkileniyor tabi. Veriler de beklentilerimiz paralelinde geldi çok şükür..."
Sahiplik güzel şeydir. Hayat kadını ile hayatımın kadını arasındaki ince çizgi misali.
Ceymi hassas adamdır. Terazi gibidir eli.
"256 gram unumuza 25 gram şeker ekleyelim. 13 gram zeytinyağını da koyup ölene kadar hafifçe kızartalım."
Tıpkı Okşan Hanım gibi: "92.385 yeni destek noktamız, kırarsa 92.500, kırmazsa 93.800 yeni dirençlerimiz olacak."
Hassas iştir piyasa yorumculuğu. Çookkk... En önemli görev Penbe Panter'e düşer bu programlarda. Bu karmaşayı yönetmek kolay iş değildir.
Ceymi için de partner önemlidir. Ally Mcbeal gibi olmalıdır partner dediğin. Görevini iyi yapmalı. Görevi araya girip basitçe yorumlar yapmaktır ama samimiyet gerektirir: "Ay, ne güzel sardın dolmayı kız!.. Sebze yemek sağlığa çok faydalı... Bu meyve hazmı çok kolaylaştırıyor şekerim..."
Penbe Panter'in de tarzı budur: "Küçük yatırımcıyı da koruduk böylece... Anlamayan kalmamıştır herhalde, Okşan Hanım çok açık anlatıyor... Bizim için Okşan Hanım konuyu çok basitleştirdi..."
Araya girebilme becerisi çok önemlidir bu programlarda: "Etimiz kızarırken siz de bize bu seneki bikini modasını anlatabilir misiniz?"
"Bu sene mayokiniler..."
"Mayokini demişken etimize kekik atmayı da unutmuyoruz di mi hanımlar."
Piyasa yorumcularının da böyle partnerleri vardır. Piyasa yorumları monolog sevmiyor maalesef.
"Okşan Hanım, sadece 30 saniye süremiz kaldı. Acaba bize altın fiyatlarının neden düştüğünü, Çin ile ABD arasındaki kur savaşını ve yarın neler olacağını anlatabilir misiniz?"
"Tabi, volatilitenin artması..."
"Okşan Hanım, volatilite demişken, acaba Ayşe Teyze volatiliteden nasıl korunabilir?"
Yemek programları çıktı çıkalı doğru dürüst yemek yiyemez olduk. Herkes küçük zorba milor!
Piyasa yorumcularını dinleyip yatırım yapan da yoktur herhalde. Küçük zorba milorlar piyasa ekranlarına da hakim durumda. Her şeyi biliyorlar; kendilerini hariç tabi.
Yaratıcı olmak, yeniliği bilinçli şekilde kovalayan şefin derdidir. Gana'nın dağ köyünde 14 ayrı çeşit meyve, 46 çeşit bakliyat ve 47 yeşil sebze türü tüketen köylüler yaratıcılıktan yoksundur şefe göre. Ant Dağları'nda 300 farklı patates çeşidini güçlük çekmeden ayıran ve yemeğini bunların 20-40 kadarıyla dengeli şekilde karıştırarak pişirebilen köylü de...
O nedenle piyasa yorumcusunun son tahlildeki amacı da masum köylünün elindeki üç kuruşu riskli yatırım araçlarına kaydırmaktır. Paramı vadeli hesapta değerlendiriyorum diyen masum köylüye piyasa yorumcusu en kaba organıyla güler. Ama Eİnstein'a sorsan dünyanın en büyük icadı bileşik faizdir der. Yani aslında ortada çözümü zor bir soru yoktur.
Bugün hala açlık duygumuzu, neye açlık duyduğumuzu tam olarak bilemeden yatıştırmaya devam ediyoruz.
Bu, ekonomiye karşı duyduğumuz merak ve onu yatıştırma şeklimiz için de geçerli.
Bugün gastronomi nasıl ki yemek bağımlılıklarımızla değil de keşfedilmemiş yanlarımızla ilgileniyorsa, ekonomi yorumculuğu da aynı yolu izliyor diyebiliriz.
Nasıl ki çatal ve kaşığın insanlar arasındaki anlaşmazlıkları gidermeye dönük katkıları, silah ve bombalarla şu güne kadar elde edilenlerden fazla. Benzer argüman piyasa için de geçerlidir. Piyasa mantığı savaşın da barışın da yapabileceğinden daha fazlasını yapar.
Tıpkı şu fıkra da olduğu gibi:
90 yaşında bir ekonomist doktora gider ve "Doktor," der, "18 yaşındaki karım hamile."
Doktor, "Size bir öykü anlatayım," der. "Adamın birisi ava gitmiş ama yanına tüfeğini alacağına dalgınlıkla şemsiyesini almış. Birden bir ayı saldırınca adam can havliyle şemsiyesini doğrultmuş, ateş etmiş ve ayıyı vurmuş."
"Ama imkansız bu, doktor," demiş ekonomist. "Mutlaka başkası vurmuştur."
Doktor yanıt verir: "Ben de onu diyordum."