19 Ekim 2008 Pazar

Ülkemizdeki Yabancı Bankaların Son Durumu

Amerika’da geçen yıl ortalarında başlayıp oradan gelişmiş piyasalara sıçrayan finansal kriz, gelişmekte olan piyasaları da etkisi altına almış durumda. Ülkemizin de içinde yer aldığı yükselen piyasalardaki (emerging markets) bankaların birçoğu, Amerika tarafından satılan mortgage kredilere bağlı bonolar ve kendi portföylerindeki mortgage ilişkili varlıkları nedeniyle büyük zararlarla baş etmeye çalışıyor. Bunun da ötesinde bankalar arası para piyasalarının donması, sendikasyon kredilerde konsorsiyum oluşturma zorlukları ve seküritizasyon ile dış kaynak sağlama imkanlarının tamamiyle ortadan kalkması, portföylerinde toksik denilen değerleri sıfıra doğru gerileyen aktifleri olmayan dengeli görünüşlü bankaları da ciddi bir sıkıntı içine sokmuş görünüyor. Öte yandan bankaların gelirleri açısından faiz, giderleri açısından maliyetlerde artış riski yaratan LIBOR’daki hızlı yükseliş de bir diğer sıkıntı unsuru.

2001 yılından itibaren ülkemiz bankacılık sektörü yabancı bankaların ilgi odağı olmaya başladı. O günden bu yana yüksek sermaye gücüne ve likiditeye sahip olan dünyanın büyük bankaları, ortaklıklar yoluyla ülkemizdeki güçlerini arttırmış ve birçok bankayı satın almışlardır. Fakat bugün gelinen noktada, bu bankaların gelişmiş ülke piyasalarında yaptıkları yatırım hataları, gelişmekte olan piyasalardaki etkinliklerini ve duyulan güveni kaybetmeleri riskinin oluşmasına neden olmuştur.

Türk bankacılık sektöründe yabancı sermaye payı %50’ler seviyesine yaklaşırken, bu pay içinde yer alan dev finansal gruplardan öne çıkanların son durumlarını bir kere daha gözden geçirelim.

National Bank of Greece (NBG)

Finansbank hisselerinin %94,72’lık kısmının sahibi olan NBG, Yunanistan’ın en büyük bankası. Avrupa Birliği içinde, bankaları krizden nasıl korumalıyız tartışmaları sürerken, Yunanistan sonunu beklemeden, İrlanda benzeri bir kararla Ekim ayı başında mevduatın tamamını devlet güvencesi altına aldı. NBG’nin hisselerindeki son 12 ayki %60’lık düşüş Yunanistan’daki tedirginlik verici mevduat dinamikleri ile birleşince, bankanın büyüme tahminleri üzerindeki aşağı yönlü riskleri arttırıyor. 2008 yılı ilk yarısında bankanın elde ettiği 878 milyon Euro’nun yaklaşık %30’u Finansbank’tan elde edilmiş durumda. Bankanın gelirlerinin Finansbank’a bağımlılığının giderek artması, diğer piyasalardaki bozulmanın bir işareti olarak yorumlanıyor.

BNP Paribas
Türk Ekonomi Bankası(TEB) hisselerinin %42,12’lik kısmını elinde tutuyor. Subprime’ın bankaya maliyeti 3.9 milyar $. Fortis’in %75’ini 14.5 milyar $’a satın alacağı haberi analistlerce olumlu karşılanmadı. Bu tip birleşmelerde, yeni oluşumun yönetim riski taşıyacağı ve BNP’de gerilimi arttıracağı söyleniyor. Şirketin 2. çeyrekte göreceli subprime zararı yazması ve sermaye artırımına gitmemesi, 3. çeyrek öncesi provizyonların artacağı sinyalini veriyor. Analistlerin yorumu, “BNP, UBS’nin yarısı hızla suya gömülüyor.”

HSBC
Türk HSBC’nin %100’ü, Avrupa’nın piyasa değerine göre en büyük bankası HSBC Group’a ait. Grubun subprime zararı 27.4 milyar $. Londra bankalar arası sterlin piyasasında likidite veren tek banka. Bu da onları indekslerin en güçlü bankası kılıyor. Diğer bankalardan bir diğer farkı, karlarının 2/3’ünü yükselen piyasalardan elde ediyor olmaları. 2003 yılında Amerika’da Household International’ı satın almaları onları pazarın en büyük subprime kreditörü yapsa da, diğer faaliyetlerinden nakit yaratma kabiliyetleri, krizden etkilenen bankalar arasında arka sıralarda kalmalarına sebep oldu. Ama yatırımcılar bankanın 30 milyar $ daha zarar yazması gerektiğini savunarak zararların saklandığını belirtiyor.

UniCredit

İtalya’nın aktif itibariyle en büyük bankası UniCredit, Yapı Kredi’nin %50 ortağı durumunda. Bu yıl içinde %62 değer kaybeden bankanın hisseleri, Cuma günü gelen Libya’nın, bankanın %4,23’üne karşılık gelen kısmını satın alacağı haberleri ardından bir miktar düzeltme hareketi gösterdi. Yine Cuma günü 2.5 milyar $ tutarındaki düşük likiditeli varlık, İtalyan hazine bonolarıyla değiştirilerek aktif likiditesinde artırıma gidildi. Tüm bunların bankanın dayanıklılığa duyulan yatırımcı güveninin azalmasına çare olup olamayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Citigroup
Citibank Türkiye’nin tamamı, Akbank’ın %20’si Citigroup’un elinde. Bankanın şu ana kadar subprime zararı 60.8 milyar $. Bu da onları krizden en fazla yara alan banka yapıyor. Şirketin, dünyanın en büyük aktif varlığa sahip bankası olması, finansal gidişlerindeki olumsuzluğun aktif satışlarıyla iflasa ulaşmayacağı beklentisini arttırıyor. Temmuz ayı içinde, %7’lik piyasa payıyla Almanya’nın ikinci büyük perakende bankası olan birimlerini 8 milyar $’a satmak zorunda kaldılar. 3.1 milyar $’a alınan Akbank hisselerinin değerinin şu an %70’e yakın gerileme göstermiş olması ve henüz bunlar için kendi tablolarında düzeltme yapmamış olmaları (mark to market), zararların önümüzdeki dönemlerde de devam edeceği sinyallerini güçlendiriyor.

GE Money
Garanti Bankası’nın %20,8’i General Electric’in finansal operasyonlarından sorumlu olan GE Capital’in tüketici finansmanıyla ilgili birimi GE Money’nin elinde. Şirket Ağutos ayında Japonya’daki birimini 5.4 milyar $ karşılığı sattı. Geçtiğimiz hafta tüm dünyada kredi arzında sıkılaşmaya gittiklerini açıkladılar. Şirketin ratingi halen top rating olan 3A seviyesini koruyor.

ING Bank

Oyakbank hisselerinin %100’ünün geçtiğimiz yıl sonunda Hollanda’nın en büyük bankası ING Bank tarafından satın alınmasının ardından, şirket kendi adıyla faaliyetlerine başladı. Bankanın 3. çeyrekte 2.2 milyar dolar varlık zararı yazacağı sermaye ihtiyacı olduğu söylentileri arttırdı. Analistler, 2 ay öncesine kadar herkesin güven duyduğu bankadan şu an gelen sinyallerin kötü olduğu yorumunu yapıyor. Şirketin hisse senetlerinin 2008 yılı içindeki değer kaybı %73 düzeyinde. Devletten likidite yardımı alacağı ihtimali giderek güçleniyor.

Fortis

Türkiye’deki Fortis hisselerinin %94,11’i grubun elinde. İçinden çıkamadıkları kriz sonrası Fortis’in %75’i BNP Paribas’ın eline geçti. Bankanın finansal başarısızlığı şu an için Avrupa bankacılığındaki en büyük hayal kırıklığı.

Dexia
Denizbank’ın %99,84’ü Dexia’nın elinde. 30 Eylül’de gelen 9.2 milyar $’lık Belçika, Fransa ve Lüksemburg hükümetleri yardımının bankada bozulan likiditeyi arttıracağı düşünülse de, geçmiş faaliyetlerden gelecek dönemlerde de zarar edileceği ihtimali yüksek görülüyor.
Şu konuyu da hemen belirtmekte fayda var. Tüm bu bankaların gelişmiş piyasalardaki faaliyetleri şu an riskler içerse de, ülkemizdeki faaliyetleri önceden olduğu gibi herhangi bir olumsuzluk ve gerileme göstermeden devam etmektedir.

Hiç yorum yok: